6/5/2008 - Gecenin bir yarısında, yine bağdaş kurmuş oturuyorsun kançanağı gözlerime...!

Bu gece, yüreğime aralıksız batan sözlerinin acısıyla Öfkenin kuşatmasında yazıyorum sahipsiz kırılganlıklarımı... Beni dinle/me...! Ne öncesini, ne de söyleyeceklerimi, bu defa dinle/me...!
Sana doğru attığım her adımda, üstüme yıkılan duvarın altında kalmaktan (Ç)atışma içinde geçen dakikaların, gece boyu sinirini taşımaktan yoruldu ruhum... Oysa bu değildi içimde başlattığım seni kazanma savaşının sonu... Böyle olmamalıydı...
Ümitleri tükenmeye yüz tutmuş ses boğumlarından çıkamıyor nefesim... İnadına zorluyorum onca haykırılmış sözlerin sonrasında tenimi...
Oysa özgürlük vaad etmiştim sana, kendimi atarak zındanlara... Zaman kıskaçlarını açmış yengeç gibi gelirken üstüme üstüme Kekremsi bir rüyanın yorgun tadını yutkunuyorum, buruşturarak yüzümü...
Sessizliğin çığlıklarına düştüm... Ne yana baksam sen bakıyorsun kirpiklerimin penceresinden... Şimdi hangi kuytunda susar avazım... Yoruldum, hiçbir hikayenin kahramanı olamayacak kadar uykum var... Başımı koyduğum yastıkta, yokluğundan olma koca boşluklara düşüyorum hızla...
Gecenin yarısında, yine bağdaş kurmuş oturuyorsun kançanağı gözlerime... Kapak resminde idam ilmeği olan, yeşilimsi bir kitabın hüzün sarısı sayfalarında arıyorum yankısı (ç)alınmış sesimi... Öykünüp ustama ''sus(may)acak var'' diyorum, yakılmış sesimle... Sussam içimde (k)anarım seni...
Yine de sargısı boldur yaralarımın... Uzak şehir özlemleri sürtse de bedenimi, inadına bekliyorum geleceğimi(zi)... Dört duvarımda yankılanan tüm acılarımı Ve küflenmiş alışkanlıklarımı tek hamlede infaz edeceğim o gün, bunu bil...
Yeter ki sen toplama valizini ve gitme, bırak inadına dağınık kalsın kızıl saçların… Üzerine sinen ağırlıklarımla bu gece yarısı, çatkapı arala acılarımı… Döndür beni yaşam(ın)a... Bak öl(m)üyorum işte...
İçimdeki sevinçlerin senli sebeplerini desteliyorum yüreğimde... Aşk’a beş kala sancılanıyorum yine, doğumsuz coğrafyalarda... Yüreğimdeki amansız savaşın, tenimde açtığı yaraları görmezden gelme... Kalbindeki sıcaklığa düşür beni... (D)üşüyorum...! ( yazarı bilinmiyor )
|
|
Kimler, ne karalamış... (29) :: Birşeyler karalamak ister miydiniz... ::
|
24/4/2008 - Yüreğindeki kadın ben olmak isterken... Yüreğine sığınan ve tozlanacak olan bir anı oldum...!
 Biliyorum, konuşacak bir şeyimiz kalmadı, paylaşacak hiçbir şeyimiz yok ortada ...! Yine de yüreğimden, gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum, seninle konuşuyorum... Bugün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım Sevgimi aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyoru Cümlelerimi kısalttım, kelimelerim buruk, gülüşlerim istenmeyen evlat dudaklarımda Bir ihtimal gelişine sığındığımı fark ettiysem de, engel olmadım gurursuz ama umutlu ve sabırlı hasretine Anlık hayaller anlık mutluluklara gebe kalıyor, bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum İmkansız olan her rüyaya inanasım geliyor, bir çocuk gibi, isteklerimi bastıramıyorum Çalmayan telefonuma elim gidiyor, sana hala bende olduğunu ısrarla yazmaya çalışıyorum Bende olan seni hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de Sendeki benin nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini, anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum İçimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık umursamıyorum..
Bulutlar yağmurunu toprakla öpüştürebilseydi bugün Bana o verdiğin ama tutmadığın sözünü sahiplenerek, dans edebilirdim ıslaklığıma aldırmadan Ki aslında ıslanan sadece yüreğim olurdu, bedenim değil Üşüyorum, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor ve sarıyor her tarafımı Tutunabileceğim hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan usanmayacağım anılarım dışında Isınabilmek için onlara sarılıyorum Anlamsız ve cevapsız sorular hınzırca sırıtıyor, ben görmemeye çalışıyorum
Düşler uzak gibi görünüyordu ama yakındı, belki de görmeyi istemek gerekiyordu Gözlerini aç desem kapatacaksın ama kapatma gözlerini Biliyorum levrekler derinlerde ve dalgalı denizlerde yaşar, levrekler uzak bir düş gibi zor yakalanır Ama sen becerirsin düşleri yakalamayı, derinlere dalmayı, uzaklara kavuşmayı Sahi, becerebilir misin...
Kendime bir demet papatya aldım ama bakmadım falıma Gözlerimi gelişlere verdim Gözlerimdeki hüzün bile seni özlemiş, kafayı bulunca itiraf etti sonunda Düşüncelerim gururlu, hayallerim ve sevdam değil Gelseydin; kendimi unutup sana akacaktım, susturacaktım içindeki isyanı Kavgaların ortasında bir güneş gibi doğup ısıtacaktım yüreğini Sevinçten ağlayacaktım bu defa, mutluyken hemen sarhoş oluşum gibi Dokunacaktım, kusacaktım birikmişliğimi, hasretimi
Ama gelmedin, gelmezdin, gelmeye hiç de niyetin yoktu aslında
Kendimi kandırdığımı anladığımda, ağlıyordum...!
Eskiden kimi şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken Şimdi ayrılığın ardından çalınan her şarkı umutsuzluğumu ve sevgimi anlatıyormuş gibi geliyor Sevdiğim ne çok şarkı varmış, bunu senin hayatımdan gidişin gösterdi bana Her şarkıda sen varsın, her yerde, her gördüğüm insanda, denizde, gecede, uykumda .Nasıl beceriyorsun her yerde olabilmeyi Bu bir marifetse eğer, niye benim yanımda değilsin ki...!
Göz yaşlarım asilliğini yitiriyor ve yenik düşüyorum sevdana Gittin... Belki de hiç gelmemiştin, ben geldiğini sandım Ayak uyduramadım yorgunluğuna Dudaklarına, düşlerindeki öpüşü konduramadım Kimi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran,kimi zaman bir kadın, dokunuşlarında kendini bulan Ama en çok da imkansızın oldum, hırçınlığın, yirmi yaşın, gecikmişliğin Her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum İnanamadığın, yenemediğin, üzerinden atlayamadığın korkuların oldum Ağladığın, bağırdığın ya da sustuğun isyanın oldum Aşk pazarında harcadığın mevsimler oldum, sessizce boşalan gözyaşların,birikmişliğin oldum Son ses dinlediğin bir şarkının nakaratı oldum Dilinin ucuna gelip de söyleyemediğin kelimeler, ister istemez yaşadığın talihsizlikler oldum Yüreğindeki kadın ben olmak isterken, yüreğine sığınan ve tozlanacak olan bir anı oldum Hak etmediklerin, artık yeter dediklerin ve herşeyin olmak isterken belki de hiçbir şeyin oldum Söylesene, ben gerçekte senin neyin oldum! Sesin hep uzakları çağırıyordu, ben üstüme alındım, sana geldim
Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim...!
Şimdi bir mevsimlik aşk kaldı avuçlarımda Sadece bir mevsim yaşanan ama bir ömür gibi gelen aşk Kalbime henüz söylemedim gittiğini, öğrenirse onun da acı çekmesinden korkuyorum Seni hala benimle biliyor ve seviyor, ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum
...sevdamın öksüzlüğüne alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların sonunda olması acıtıyor içimi
Suskunluğun en büyük silahındı, suskunluğunla vurdun beni Ben alışkınım kendi yaralarımı kendim sarmaya, asıl acı olan ve kanatan unutulmak aslında Söylesene, unutulmak kime yakışıyor! Unutan sen olsan da, sana bile yakışmıyor Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu, unutulmayan olmak sende daha güzel duruyor Görüyorsun işte, aşka ve sana ihanet etmiyorum ben Ki kırgınlığım aşka, sen üstüne alındın...! Bir sonbahar’da, güneş hala daha ısıtırken bedenimi seni çıkarttı karşıma “bitti” dediğimizde yağmur yağıyordu Aşkın canı sıkıldı, seni aldı...! (Pelin ONAY)
|
|
Kimler, ne karalamış... (39) :: Birşeyler karalamak ister miydiniz... ::
|
18/4/2008 - Evliliğin gücü aşkı öldürmeye yetmezmiş...!!!

Bu kez 19. anketimizin sonuçlarıyla 'merhaba' diyorum sizlere cannnlar... Ve fırsatını bulmuşken biraz da dertleşmek istiyorum... Biliyorsunuz konseptim gereği pek fazla Senfoni'de sizlere seslenme şansım olmuyor... Ancak anket sonuçları ile bir iki kelam edebiliyorum sizlerle... Fırsatını bulmuşken uzun zamandır içimi kemiren ve beni demoralize eden konular hakkında fikirlerimi söylemek istiyorum izninizle...
15 Mayıs'ta senfoni 2 yaşını doldurup 3 yaşına girecek Allah'ın izniyle... Bu süreç içinde pek çok dost yüreğe merhaba dedik... Kimi yürekleri daha bir yakın hissettik kendimize, cannn dedik... Bulduğumuz her fırsatta buradaki dostlukların yüreğimizdeki yerini haykırdık... Ancak ne yazık ki, zaman zaman aramızdan kopup gidenler oldu... Tutamadık... Bazı dostlar sayfalarını susturup giderken, bazıları merhaba dedi bu hissel dünyaya... Gidenlere içimiz ezildi, elimizden geldiğince yollarından döndürmeye çalıştık... Paçalarından tuttuk ya... Kimi zaman başarılı olduk, kimi zaman geri döndüremedik yollarından... Kararlarına saygı duymak düştü bizlere... Çığlık çığlığa sustuk... Ama son olarak sevgili ağabeyimiz UZAKDOST'un gidişi, farklı bir yürek yangınına sebebiyet verdi içimizde... Zira; O benim bu sayfalardaki en eski dostumdu...
Bu geri dönülmez gidişlere çoğu zaman kimliksiz kişilerin saldırıları neden oldu... Nedendir bilinmez, birileri kirli ellerini bizim duygu dolu, tertemiz sayfalarımıza musallat etti... Acıttılar bizi, kasten ve bilerek... İncittiler, kırdılar, küstürdüler... Olur olmaz laflar ederek yüreklerimizi yaraladılar... Zaman zaman hakaretler, iftiralar ve ithamlarla karşı karşıya kaldık... Ben de dahil olmak üzere bir çoğumuz bu kimliksizlerden nasibimizi aldık... Amaç; yazık ki maddesel hale gelmiş olan yerküremizde, duygu insanlarını yok etmek bence... Yürek yüreğe oluşturulan ve asrımıza ters düşen bu dostluk zincirini halka halka parçalamak... Duygu insanları ile maddecilerin savaşı haline geldi bu saldırılar... Ama bu ezeli ve ebedi rekabetin galibi onlar olacak görünüyor ne yazık ki...
Zaman içerisinde kimi dostlar kaldıramadı bu saldırıları, kırılıp gitti... Kimileri sayfasından elini eteğini çekti, seyrek uğrar oldu bu diyarlara... Kimileri bu sıcak his dünyasına buz kesti... Çok azımız direnebildi bu anlamsız savaşa... Ve sanki direnenler de son demlerini yaşıyor gibi geliyor bana (Ben de dahil)...
Oysa bizim burada yaptığımız sadece duygu paylaşımıydı... İç dökmekti aynı dili konuştuğumuz insanlara... Yalnızlığımızı paylaşmak, yalnız olmadığımızı görmekti... Attığımız sessiz çığlıkların birilerine ulaştığını görerek, anlaşılmış olmanın duygusal hazzını yaşamaktı... Yürek yarenliği etmekti...
Ama nedense bundan rahatsız oldu birileri... Kime ne zararımız oldu anlamadım bir türlü... Ne isterler bizlerden... Bu çirkin saldırılarla hedeflenen nedir... Ne geçer ellerine...!
Değinmek istediğim diğer bir konu da, paylaşımlarımız... Sayfalarımız pek çok insan tarafından ziyaret ediliyor... Ama yorum sayılarına bakarsanız, durum içler acısı... Ziyaretçilerimiz emek dolu bu sayfaları gönüllerince gezdikten sonra, bir iki satır karalamaktan aciz bir şekilde, arkalarına bakmadan koşar adım gidiyorlar... Kendileri sayfalarımızda konaklıyor, (ç)alacağını (ç)alıyor, sonra sessiz sedasız ayrılıyor bu dünyadan... Bu hırsızlık olaylarına engel olamayız elbet, ama bari zahmet edip bir teşekkür etseler makbule geçerdi... Zira, onca emeğin karşılığında edilen bir teşekkür, lütuf değil, bir gerekliliktir... Olması gerekendir... Emeğe saygının bir göstergesidir bizler için... Karşındakini yüreklendirmektir... Sayfalarda yer alan paylaşımların havaya uçmadığını göstermektir... Farkındalığın hissettirilmesidir... Unutmasınlar ki, bu sayfalarda kalem oynatan insanlar duygu insanları... Hassas yüreklere sahip insanlar... Eğer küserek sayfalarının kepenklerini indirirlerse, ziyaretçilerimiz (ç)alacak birşey bulamazlar...
Daha söylenecek çok şey var ya... Sussam iyi olacak... Çok uzatmışım zira... Anket sonuçlarına geçeyim artık...
Anketimizde bu kez kullanılan oy sayısı 178... Oy dağılımı şöyle;
Bayan ziyaretçilerimin 74 tanesi evlilik aşkı öldürmez derken, 57 tanesi öldürür demiş ..
Erkek ziyaretçilerimin 29 tanesi evlilik aşkı öldürmez derken, 18 tanesi öldürür demiş ..
Bu durumda;
Evlilik aşkı öldürür diyenler % 42
Evlilik aşkı öldürmez diyenler % 58
Söz sizde cannnlar...
|
|
Kimler, ne karalamış... (37) :: Birşeyler karalamak ister miydiniz... ::
|
12/4/2008 - Bizim de bir ayrılık vaktimiz varmış meğer... Zamanını hiç hesaba katmamışız...!

Bizim de bir ayrılık vaktimiz varmış, zamanını hiç hesaba katmadığımız...! Yıllara yaydığımız aşkı, nasıl da hunharca harcamışız meğer...! Nasıl da tüketmişiz elimizde, avucumuzda ve yüreğimizdeki tüm bozuklukları... Artık harcayacak kuruş kalmamış…! Zaman hesap yapma zamanı değil sevgili... ”Koy yüreğini ortaya, iç hesaplaşma yap” demiyorum artık sana... Kimin ne kadar çok sevdiğinin de önemi yok artık...! “Riyasız, yalansız, çıkarsız, yarınsız” diye başlanılan aşkın
“hiç kimseydin” diyerek kapatılması koyuyor insana.… ! Şimdi avucumu açıyorum ve bir damlacık sevgi bulamıyorum avunacak...! “Kim daha çok sevdi?” diyorsun ısrarla Bitmiş bir aşkın hesabını yapmak yakışıyor mu bize...! İllaki istiyorsan sevgimizin derecesini, iyi dinle o zaman beni...! Benim aşkım bir okyanus... Seninse; elini suya batırdığında, parmağının ucundan süzülüp düşen su damlasıydı… Bu aşk sadece bir çıkmaz sokaktı… !
Gönül SEVİNÇ
|
|
Kimler, ne karalamış... (40) :: Birşeyler karalamak ister miydiniz... ::
|
6/4/2008 - Ustası oldum beklemenin... Tükenmek pahasına...!
 Seni özlemenin ne demek olduğunu sor bana... Yetmiş iki dilde anlatabilirim... Kitabını yazabilirim sayfalarca... Yalnızlığın rezilliğini, kokuşmuşluğunu ve çıplaklığını da. .. Ama hiç kimse Kavuşmanın güzelliğini sormasın bana / anlatamam... Ben sana hiç kavuşmadım ki..!
Bilmiyorum dudakların nasıldır... Sıcak mı ateş topu kadar, yoksa soğuk mu Buza kesmiş bir bardak su gibi Kıvrımlarına kırmızı karanfiller mi tutunmuş Küle gizlenmiş kor mu var Tenime değdiğinde dudakların, cemre mi düşer bedenime... Mızrap değen bir saz teli gibi, titrer mi yüreğim bilmiyorum... Ben hiç dudaklarına dokunmadım ki...!
Bir kadını sardığında kolların Ürkek ceylânlar nasıl kurtulur tuzağından... Dolu yemiş yaprak gibi nasıl titrer bir yürek... Ellerin nasıl okşar bir bedeni... Goncalar nasıl güle döner sıcaklığınla / bilmiyorum... Hiç sana sarılıp yatmadım ki...!
Kısacası: tatmadım kavuşmayı / anlatamam... Ama... Seni özlemenin kitabını yazabilirim... Anlatabilirim daldaki kuşa / topraktaki solucana... Yokluğunda yıllardır, özlemine dayanmayı öğrendim... Yokluğuna katlanmayı, aşağılık avunmayı öğrendim nasılsa ... Ustası oldum beklemenin, tükenmek pahasına...!
Ama hiç kimse / kavuşmayı... İki derenin birbirine karışıp, sarmaş dolaş aktığı yatağın yorgunluğunu Sormasın bana ,anlatamam... Çünkü seninle ben, ayrı kaynaktan doğmuş Sularında hasretleri taşıyan, başka denizlere koşan iki ırmağız... Birbirimize uzak topraklarda tüketirken yılları, aynamızda ayrı gökleri yansıtırız. .. İşte onun için İki dere nasıl karışır birbirine, asıl sığar iki nehir bir yatağa /bilmiyorum... Seninle hiç aynı yatakta coşmadım ki...!
Sen bana /yalnızca Ve sadece kahpe sensizliği sor ... Rezil beklemeyi , özlemeyi sor... Tanrı şahidimdir kurda kuşa, dağa taşa bile anlatabilirim... Demem o ki uzaktaki yakınım, vuslatlara yabancıyım, Ama... Seni özlemenin kitabını yazabilirim...! Kamuran ESEN
|
|
Kimler, ne karalamış... (37) :: Birşeyler karalamak ister miydiniz... ::
|
|
BayanPipo...
Sustum...! Tuz basıp yaralarıma, ne kadar susulacaksa o kadar sustum! Tam acılarımı haykıracaktım ki, sustum...! Bir çığlık kanıyor demedim en derininde yüreğimin... İçimdeki volkanları boğarak sustum...! Açmadım kimselere yüreğimi...!
Hançeri sadece kendime sapladım ve sustum...!
Hüznü yüzümde, acıları gözlerimde topladım sustum...! Bir ah sürüp dudaklarıma... Ne kadar susulacaksa, o kadar sustum !!!
|